Zamanlardan bir zaman; denizi, dağları, yemyeşil ormanlarıyla masalları bile kıskandıracak güzellikte bir ülke varmış. Bu ülkenin ağaçlarında çeşit çeşit meyveler; tarlalarında bahçelerinde bin bir çeşit sebze yetişirmiş…

Zaman böyle kendi halinde akıp giderken, bir gün birileri çıkmış ve “Daha büyük şehirler yapalım; daha büyük binalarda yaşayalım” diye bir görüş atmış ortaya. Daha “Olur mu olmaz mı; yapılsın mı yapılmasın mı?” demeye kalmadan çalışmalara başlanmış bile… Kimileri ağaçları kesiyor binalara inşaat alanı açıyormuş; kimileri derelerin yataklarını değiştiriyor, göletleri kurutuyormuş. Anlayacağınız bir telaş, pürtelaş*… Ülkeleri daha büyük görünsün daha görkemli olsun diye herkes birbiriyle yarışıyormuş.

Sonunda dediklerini yapmışlar… Ülke halkı, büyük, büyük, çok büyük; uzun, uzun çok uzun, kocaman binalarda yaşamaya başlamışlar. Önceleri uyum zorluğu çekseler de zamanla bu yaşam biçimine alışmışlar.

Aradan aylar, yıllar geçmiş… Küçükler büyümüş, büyükler yaşlanmış… Ülke insanları da eski ülkelerinin yeni yaşam biçiminde kendilerine yer bulmuş; yaşayıp gidiyormuş…

Her şey iyiymiş, güzelmiş, hoşmuş da, ülke insanları pek mutsuzmuş? Kimselerin yüzü gülmüyormuş? Kimse kimseyle selamlaşmıyor; kimse kimseye günaydın bile demiyormuş. Komşu komşusunu tanımıyor; işveren işçisini sevmiyor, yaşlılar gençleri, gençler yaşlıları anlamıyor; kimse keyifli bir an bile yaşayamıyormuş…

Ülkede, bu halden hoşnut olmayan pek çok kişi varmış. Ama içlerinden biri çıkıp da neden biz böyleyiz diye sormak, araştırmak aklına gelmiyormuş…

Bir gün siz yaşlardaki çocuklardan oluşan bir grup bir araya gelerek; bu mutsuzluğun nedenini araştırmaya karar vermişler. Araştırmaya en doğru yerden başlamak için de ülkenin en yaşlısının kim olduğunu soruşturmuşlar.

Ülkenin en yaşlısının Mutlular Köyü’nde yaşayan 90 yaşındaki Ali Amca olduğunu öğrenmişler. Haritaya baktıklarında Mutlular Köyü’nün, yaşadıkları büyük, büyük çok büyük kente çok da uzak olmadığını görmüşler. Hemen yola koyulmuşlar. Az gitmişler uz gitmişler, sonunda Mutlular Köyü’ne ulaşmışlar…

Köye geldiklerine gözlerine inanamamışlar. Çünkü burası dört yanı ormanlarla kaplı dağların çevrelediği bir doğa parçasıymış. Köy yemyeşil ovadaki masmavi bir gölün kenarındaymış. Köyün tüm evleri ahşapmış ve tek katlıymış. Asıl şaşırtıcı olanı, herkes gülüyor, gülümsüyormuş. Sonradan öğrenmişler; buraya Mutlular Köyü denmesinin nedeni de zaten yaşayanların mutluğunun yüzlerine yansımasıymış…

Çocuklar sora soruştura Ali Amca’yı bulmuşlar. Sonra akıllarını kurcalayan soruyu sormuşlar:

-“ Yaşadığımız yerde niye kimsenin yüzü gülmüyor?

Herkes niye öfke küpü? Neden insanlar birbirine anlayış göstermiyor?”

Ali Amca ülkenin bu mutsuzluk hastalığına tutulmadan önceki halini bilecek kadar yaşlı biriymiş. Ülkedeki insanların yüzünün güldüğü güzel günleri hatırlayacak kadar da görmüş geçirmiş bir kişiymiş. Çocukken yaşadığı yerdeki her güzelliği hatırlıyormuş. Yemyeşil doğayı, yemyeşil doğadaki bin bir çeşit çiçeği, böceği; irili ufaklı, küçük gagalı, büyük gagalı rengarenk kuşları… Kırlara gitmeleri, dere kenarlarında kır yemekleri yemeleri; ailecek ve hatta tüm mahalle yapılan piknikleri; dumansız, issiz, pussuz soludukları temiz havayı… Hepsini, hepsini hatırlıyormuş.

Çocuklara bu hatırladıklarını tek tek anlatmış… Hem de yaşanmışlıklarıyla destekleyerek, örnekleyerek. Sözlerini şöyle tamamlamış:

–“Mutluluğumuzun kaynağında doğanın nimetleri** olduğu için hepimiz güler yüzlüydük. Ama zamanla doğadan uzaklaşıldı. Betonlardan oluşan kentlerde yaşanır oldu. Bu da birçok sorunu beraberinde getirdi. İşte aradığınız sorunun cevabı bu!” demiş.

Uzun bir sessizlik olmuş. Çocuklar bu suskunluk sırasında “Sorunu neymiş anladık ancak, çözümü ne?
Onu anlayamadık!” dercesine birbirlerine bakmışlar.

O zaman Ali amca devam etmiş:

-“İşte doğanın nimetleri, işte plânsız kentleşmenin götürdükleri… Çözüm ne diye soruyorsanız; çözüm sizsiniz. Eğitimlerinizi tamamladığınızda bu sorunlara çözüm getirmek sizin göreviniz olacak.

Çocuklar Mutlular Köyü’nde gülen, gülümseyen insanlarla birlikte olmuştu. Onların mutluluğu çocuklara da yansımıştı. Köyden ayrılırken her biri kendini de mutlu hissediyor, gülüyor ve gülümsüyordu. Evlerinin yolunu tuttuklarında akıllarındaki soru şuydu: “Acaba yaşam alanına döndüklerinde bu mutlulukları sürecek miydi?”

Yanıtı biz verelim: -“ Evet sürecekti! Çünkü Ali Amca’nın öğütleri onları çok etkilemişti. Şimdiden doğanın nimetlerini korumaya söz vermişlerdi. Gelecekte de yitirdiklerimizi yeniden kazanmak için çalışacaklardı. Bu, onları umutlandırıyor, mutlandırıyordu. Yaşamlarını gülümseyerek sürdürecek olmaları bundandı.

*Pürtelaş: Aceleyle yapılan işler…
**Nimet: Yaşam için kutsal değerler.

Fotoğraf: Jörg Peter

Çocuk Hakları Derneği İnternet Sitesinde çocuklarımız için telefonunuzdan hemen açıp okuyabileceğiniz masal ve öykü gibi kaynaklar yayınlamaya devam edecektir. Kaynakları internet sitemizden, internet sitemizi, Çocuk Hakları Derneği twitter hesabını ve Çocuk Hakları Derneği Instagram hesabını takip edebilirler